Firma Ara

10.02.2012  Cuma
Eyüp'de neler var?







Son Eklenen Firmalar
 

HABERLER

Köklü değişime ulaşmak isterken...

10-09-2010

İlk kez 2002’de sinemaya uyarlanan Resident Evil, hit birvideo oyunu esasen. Bu durum da her ne kadar içinde bilimkurgu, korku veaksiyon öğeleri bulunduran bir zombi filmine dönüşse de, bilgisayaroyunu uyarlaması alanında adının geçmesini sağlıyor serinin. Zaten PaulW. S. Anderson gibi bu konseptin içinde ‘bütçeye yakışır’ işlergerçekleştiren bir ismin varlığı da boşuna değil. Son ‘Resident Evil’ dakanımca serinin ikinci halkası “Ölümcül Deney: Kıyamet’in ardından enbaşarılısı. Zira ‘aksiyon tonlu zombi filmi’ iskeletinden bir ‘siberpunkveya kıyamet sonrası bilimkurgu’ motivasyonu çıkartarmasıyla özündekifikri biraz olsun farklılaştırınca, değişik alt metinlerle keyifli biryolculuk sunmayı beceriyor.

Ülkemizde ‘Ölümcül Deney’adıyla bilinse de dördüncü filmi “Resident Evil: Ölümden Sonra” ismiylevizyona giren zombi filmi serisinin son ayağı, aslında seri açısındanfarklı bir yere yerleşiyor. Öyle ki burada Umbrella Corporations’a karşıçıkan denek Alice, klonlanarak başlıyor, devamında siberpunk birdünyada Matrix’cilik oynuyor, ardından kıyamet sonrası bir portreylemücadele ediyor, bununla da kalmayıp envai çeşit zombiyi doğruyor.

Serininözündeki ‘korku’ geleneğinin bilimkurguya kaydığı halkası

Yanidaha çok bilgisayar oyunu uyarlamalarının idare eden yönetmeni olaraktanıdığımız Paul W. S. Anderson’ın burada serinin açısından değişik birşeye imza atma amacıyla yola çıktığı söylenebilir. Bunun için debütçenin ilk filmin iki katına çıkması projenin lehine yansımışdiyebiliriz. Özellikle ilk iki filmin aksiyon tonlu zombi filmiiskeletinin üçüncü eserde western ve kıyamet sonrası bilimkurgumotifleriyle sarılmasının ardından, burada ilk 35 dakikada gerçekanlamda kendimizi siber-punk bilimkurgu alt türünün içinde hissediyoruz.

MillaJovovich’in canlandırdığı Alice’in ‘Matrix’deki Ajan Smith’i andıranbir otorite figürüyle çatışarak teknolojik şehir portresinin ‘kıyametsonrası’na çevrilmesiyle son bulan çatışması bilimkurguseverleri memnunedecek cinsten. Hatta birkaç sahnede ‘Bullet-time’ ekolünden de izlertaşıyor.

Özellikle de bu duruma ulaşırken yüksek aksiyon dozajıile klonlanma teknolojisi sayesinde gelen üç Milla Jovovich de köprüişlevi görünce, üç boyutlu sinemanın zevkine varıyorsunuz. Öyle kifilmin Real-D teknolojisiyle çekilen bu versiyonunda her türlü aletedevat salonun derinliğinde kayboluyor.

Köpek zombininyanına bir de cellat zombi eklenmesi seri için önemli

Ancakbunun devamında filmin alışık olduğumuz ‘kapalı alana sığınarakzombilerden kaçma’ mizansenini uygulayarak serinin ilk üç ayağınıngeleneğine geri dönüş yapması, bir avuç inciri berbat ediyor. Yine deAnderson’ın önceki filmlerini bildiğimizden bu Resident Evil’ın ikincifilmde köpek zombi kullanılmasının üzerine eklenen cellat dev zombifigürü başta olmak üzere aksiyonu ve tempoyu köklediği kimi yerlerdekeyif verdiği söylenebilir.

Özellikle teknolojik ve kıyametgörmüş şehir portreleri, efekt detaycılığı ya da yeşil ekran geleneğikonusunda başarılı. Üç boyutlu teknoloji de bu duruma destek veriyor.Adeta ‘projeye yaramış’ denebilir. İnsan-android kırması yeni ırkındevreye girişi ise ikinci filmde atılmak istenen adımı burada sonucunabağlama sevdasıyla dikkat çekiyor.

Seri üretime rağmenhalen 2000’lerin en kilit zombi filmlerinin yanına yanaşamıyor

Yinede “28 Gün Sonra” (“28 Days Later...”, 2004), “Zombilerin Şafağı”(“Shaun of the Dead”, 2003), “Fido” (2006), “REC” (2007) gibi atılımyapan ve çoğu serileşen zombi filmlerinin yanına yaklaşmaya halabeceremiyor ‘Resident Evil’ ya da ‘Ölümcül Deney’. Bunun için de halençok kalıcı adımlar atmadığını gördüğümüzden, ‘aksiyonlu bilgisayar oyunuuyarlaması’ olma peşinde olduğunu söyleyebiliriz zaten.

Nihaisonuçta Jovovich, Larter, Guillory, Locke soyadlı seksi kadınlarıniçinde bulunduğu bir aksiyon izlemiş gibi ayrılıyoruz salondan. Öyle kiilk yarısında verdiği ümidi tamamına erdiremiyor bu yeni ‘ResidentEvil’. Yine de serinin en iyi bir-iki halkasından biri olduğu gerçeğinide kabul etmeliyiz.

FİLMİN NOTU: 4.2

Künye:

Resident Evil: Ölümden Sonra (Resident Evil:Afterlife)
Yönetmen: Paul W. S. Anderson
Oyuncular: MillaJovovich, Ali Larter, Kim Coates, Spencer Locke, Shawn Roberts, SiennaGuillory
Süre: 90 dk.
Yapım Yılı: 2010

‘AMELIE’NIN10 YIL SONRASINDA...

80’lerde çektiği eserlerle Fransızpopüler sinemasına teknik yenilikler getiren Luc Besson, Europacorp’ukurmasıyla birlikte projelere ‘ticari’ kafayla yaklaşmaya başladıherkesin bildiği üzere. “Adele’nin Olağanüstü Maceraları” da ‘KarayipKorsanları’ serisi kıvamında bir ticari ürün. Öyle ki yönetmen perimasalı filmi alt türüne hakim olmadığı için Jean-Pierre Jeunet,Guillermo Del Toro gibilerinin dünyalarını yansıtmaktan ziyade çizgifilm estetiğine hapsolarak ‘çocuklara uygun kaba komedi’ anlayışınınizini sürüyor. Böylece 20. yüzyılın başlarında geçen animasyonumsu birperi masalı filmi ile yüzleşiyoruz.

2006’da ‘Yönetmenliğibıraktım. 10 filmle kapattım bu devri’ gibilerinden bir açıklama yapanLuc Besson, ne hikmetse yoluna ‘ultra-ticari’ projelerle devam etmekararı aldı. Aslında yönetmenin kariyerine baktığımızda türsinemasındaki stil ve yapı denemeleriyle yol aldığını biliriz. Ancakonların sinemasal anlamda da güçlü bir tarafı vardır.Animasyon-live-action kırması Arthur serisinde ise bu anlayışıdeğiştirdi yönetmen.

Besson, bu filmi set ortamındabulunmaktan keyif aldığı için çekmiş olmalı

Zira artıkkendi kurduğu Europacorp’un gelirleriyle ayakta duran bir ticaret insanıkonumunda kendisi. Anlaşıldığı üzere bu yolunda ilerlerken de şirketinbazı projelerini kendi çekmekten zevk alıyor. Belli ki yüksek bütçelibir filmin setinde bulunmak, yönetmenliğini yapmak veya onun her şeyiyleuğraşmak da ayrı bir ilgi, zevk ve liderlik okşanması anlamına geliyorkendisinin hayat felsefesi için.

Bu doğrultuda da yönetmenin sonfilmi “Adele’nin Olağanüstü Maceraları”nın (“Les HistoiresExtraordinaries d’Adele Blanc-Sec”) aslında teknik anlamda herhangi birsıkıntısı olduğu söylemek mümkün değil. Besson, kitlesel bir vizyonlatakılmayı amaçlarken, belli ki bir çizgi romandan çok bir çocukkitabının kurmaca versiyonuyla çıkagelmiş.

2.35:1 sinemaskoporanıyla çalışırken 20. yüzyılın başından kopan sanat yönetimi, makyaj,kostüm ve o zamanın ruha uygun görsel efektlerde herhangi bir sorun yok.Sadece mumyaların şekli şemalinin daha yaratıcı olmasını beklerdik,belki de 10 yıl önceki ilk ‘Mumya’ filmi aklımıza geldiğinden... Ancakonların da ‘ucuz’ bir hali yok. Yani ‘mal iyi’ diyebiliriz.

10senedir ittire kaktıra yürüyen bir kariyer

Fakat buradaesas sorun, Besson’un 2001’de Jean-Pierre Jeunet’nin çektiği “Amélie”(“Le Fabuleux Destin D’Amélie Poulain”) ile devrim yapan peri masalıfilmi alanının üzerine koymaktan ziyade, bu konseptte onun gerisindeseyreden ve çizgi film estetiği ile ilerleyen bir yapıt çıkarmış olması.Aslında bunun kaynağına indiğimizde katıksız bir büyük prodüksiyon yada gişe simsarı var karşımızda ya da olacak diyebiliriz.

Budoğrultuda bakınca da teknik çalışmayı takdir ederek Besson’unyaptıklarına göz atmak lazım. Aslında yönetmenin 10 senedir bir düşüşivmesine girdiği, hatta “Angel-A”dan (2005) itibaren projelerini zorlamaürettiği apaçık ortada. Bunun da ışığında bu eser “SpiderwickGünceleri” (“The Spiderwick Chronicles”, 2008) gibi sıradan Hollywoodperi masalı filmlerinin bile dünyalarının ve yapılarının gerisindekalıyor.

‘Karayip Korsanları’ gibi bir ticari ürününpeşinde...

Bunun da ana sebebi burada çizgi filmestetiğinin izinin sürülüp karikatürize karakterlerin öne çıkarılması.Müfettiş Clouseau-Sherlock Holmes kırması dedektiften başlayaraközellikle bütün yan karakterler bu yönde yerleştirilmiş. Amaç isesakarlıklarla, şapşallıklarla, bir diğer tanımla son 20-30 yıldır çocukfilmlerinde ya da çizgi filmlerde karşımıza çıkan kaba komedi, yaninam-ı diğer karton komedi ile güldürmek.

Bunun ışığında daprodüksiyon için ana amaç zaman dilimi ve kitap yazarı konseptiylebüyükleri çekerken, çocukları da bu sözünü ettiğmiz mizahi eğilimleiçine almak olmuş. İşin ilginci ya da anlaşılır tarafı; bu eserde biryarı-ölüm sahnesi, bir de çıplaklık içeren sahne görmemiz. Yani JerryBruckheimer’ın ‘Karayip Kosanları’ projesi gibi bir gişe rekortmenininpeşinde Besson. En azından ‘yapımcı kimliği’yle bu yolu açmak için herşeyi yapıyor.

Peri masalı filmi alt türüne hakimolmayınca...

Ancak peri masalı filmlerinin alanındakiyenilikler izlenmeyince, burada bir çocuk romanı yazarının hikayesindengelebilecek hayal-gerçek arasında kalmışlık duygusunun dahi “Pan’ınLabirenti”nde (“El Laberinto del Fauno”, 2006) olduğu gibi izleyiciyegeçirilebildiği söylenemez. Belli ki Jeunet, “Kayıp Nişanlı” (“Un LongDimance de Fiançailles”, 2006) projesini Besson’a, Besson da bu projeyiJeunet’ye teslim etmeliymiş. Destansı aşk filmi tam da Besson’un kalemiolabilirmiş!

Anlayacağınız “Adele’nin Olağanüstü Maceraları”,mumyaların ‘Louvre’da piramit yapalım!’ gibi ileri görüşlü esprisidışında ele aldığı dönemi iyi değerlendiremeyen, efektleri de ‘basit’eindirgeyerek yol alırken, yan öğeler ve aksesuarlar dışında başarılıdurmayan, kafası karışık bir sinema eseri. Çocuk kitleye de olgunkitleye de seslenmezken, her ikisini itecek hamleler de yapıyor farkındaolmadan....

FİLMİN NOTU: 4

Künye:

Adele’ninOlağanüstü Maceraları (Les Histoires Extraordinaires d’Adele Blanc-Sec)
Yönetmen:Luc Besson
Oyuncular: Louise Bourgoin, Mathieu Amalric, GillesLelouche, Jean-Paul Louvre
Süre: 105 Dk.
Yapım Yılı: 2010

YURDUMUZDANİNSAN MANZARALARI

Eğer sinema temelleri 1897’de atılanbir sanat dalı ise ve 113 yıllık bir tarihe sahipse “Paramparça”nın dabir sinema filmi olmadığı gerçeği çıkarılabilir. Öyle ki bunun daha çokTV’lerimize dizinin ilk girdiği yıllardaki ucuz estetikli, kartonkarakterlerle dolu, yaş gibi bayağı makyajlarla ilerleyen, birkaç vinçkameranın zenginlik  sayıldığı, yakın plan kolaycılığına kaçan alanın,TRT’nin o ‘Yurdumuzdan insan manzaraları’ kıvamındaki formatının 103dakikalık bir temsili olduğu söylenebilir. Öyle ki kara film olduğununfarkında olmadığını ışıksızlık ve yönetmensizlikle açığa çıkarmasına biryana bir de “Dövüş Kulübü”cülük oynuyor. Ancak bundan da haberiolduğunu iddia etmek pollyannacılık yapmak olur!

‘Türksinemasından bir kara film çıktı’ dendiğinde aslında çok daheyecanlanmıyoruz artık. Zira bu alanda “Münferit” (2007), “Vavien”(2009), “Gölge” (2008) gibi kendi ölçülerinde başarıya ulaşsa da çıtayıyükseklere çekemeyen ulusal örnekler var. Bu durumdan da memnunuz. Ancak“Paramparça”, ilginçtir ne bu gelişmeden ne de dünyada böyle bir alanolduğundan bihaber gibi sanki.

Sinema filmi değil de neolduğu belli olmayan bir ‘103 dakika’ izliyoruz

Öyle kiburada daha 90’ların başında TV piyasasının yükselip dizilerin başladığıdönemde TRT’de yayınlanan TV dizilerinin kalitesinden bir ‘103 dakika’var. Böyle diyoruz çünkü karşımızdaki şeye sinema filmi demek bin şahitister.

Belli ki yönetmen Berksoy ve yapımcıları, medyanın sadeceböylece ‘kitsch’ (bayağılık estetiği) duran TV dizilerinden ibaretolduğunu düşünüyor olmalılar. İşin daha da kötüsü, sinema filmikonseptinin ‘bu’ olduğunu düşünen bir jenerasyon veya insan topluluğununpiyasanın içinde kendilerine yer bulmaları.

Sinemada enson gözlere yaş makyajı ne zaman yapılıyordu?

Zira“Paramparça”, sinema filminin gereklerinden sadece bir tanesini bileyerine getiremeyip sektörde sayısı her gün daha da artan ‘Uzun metrajlıTV dizisi’ projelerinden birine dönüşüyor. Bunun ışığında da karşımızaçıkan şeyin orta planlar, tek bir vinç, ucuz kurgu efektleri, gözlerinesürekli yaş makyajı yapılan oyuncular ve boyutsuz performanslareşliğinde üçüncü sınıf bir dizi estetiği ile çıkageldiği söylenebilir.

TamamABD’de de “Sex and the City” (2008) gibi dizilerin estetiğini kullanansinema filmleri var. Fakat orada da bir kalite ve kendi içindetutarlılık görebiliyoruz. Ancak sinema sinema oldu olalı, sessizdöneminde ‘çerçeve’ kurmanın önemi çıktı çıkalı böylesi bir ‘şey’esanata giriş izni vermez orası kesin. Üstelik bu ‘ürün’ günümüzün yerlidizi piyasasının dahi gerisinde.

Eğer sinema sanatı 113yıllık bir tarihe sahipse “Paramparça” da sinema filmi değil

Mesajişlevi gören karton diyaloglar, çok iddialıymış gibi girilen sekanslar,hızlı çekim efektiyle istenilmeden ‘korku’ filminin içinde olduğumuzunhissettirilmesi, ana karakter Kemal’in cin çarpmış gibi flashbacklergörmesi ve hatta “Dövüş Kulübü”cülük (“Fight Club”, 1999) oynarcasınazihninde bir şeyler canlandırması, bunların hepsi birden adeta bir‘gülünçlük’ hissi yaratsa da zaman geçtikçe bu durumun trajikliğiyleşaşkınlaşıyor ve öyle bir ‘mesafeli’ bakışı dahi benimseyemiyoruz.

Ziraburada sinemanın temel anlatı özelliklerinden olay örgüsü, açı-karşıaçı tekniği gibi Naci Çelik Berksoy’a göre ‘birtakım şeyler’i bulmakmümkün değil. Üstüne üstlük bu durum filmin herhangi bir 20 dakikasınaodaklansanız da görebileceğiniz bir şey. Öyle ki hikaye parçalarındanoluşan dramatik yapının, kitsch görsel yapıya desteğiyle ortaya çıkanbir ‘şey’den ne bekliyoruz ki zaten?

Lafın özü “Paramparça”, çöpbir kara film ya da sektördeki dizi aşkının son raddelerinden biriolarak anılabilir. Üstüne üstlük sıçramalı kurgu, uyum kesmesi, erimeefekti, bulanıklaştırma gibi kurgu tekniklerini kullanarak da bu sonunukendisi hazırlayıp, ‘iddia’lıya giderken uçurumdan aşağıya yuvarlanıyor.Aslında bu ‘tetikçi’ hikayesi için de çok da fazla söylenecek bir şeyyok. O da eğer sinema bizim 1897’den beri bildiğimiz şekilde yol alanbir sanat dalı ise!

FİLMİN NOTU: 1

Künye:

Paramparça
Yönetmen: Naci Çelik Berksoy
Oyuncular:Ozan Çobanoğlu, Kadim Yaşar, Ezgi Sertel, Fatih Yurdakul
Süre: 103dk.
Yapım Yılı: 2010


İTALYA’YA RUHSAL YOLCULUK

Issızbir İtalyan kasabasına gelen bir tetikçinin ya da casusun öyküsü,Roberto Rossellini’nin modern sinemada devrim yapan ‘tek bir mekandayabancılaşan ya da kaybolan insanlar’ formülünün izini sürüyor. Bunuyapması da filmin ana akışı bozup karakterin ruh haline odaklanarakdövmeli, seks ve din aşığı tipik bir Amerikan kahramanını taşlamak içinmerkeze yerleştirmesini sağlıyor. Corbijn’in bozucu bir yönetmen olarakburada müziği ve görsel efektleri hiç kullanmayıp; ses, geniş planlar,az kesme ve dinginlikle yol alması da politik-gerilim alanında böylesifilmler üreten Alan J. Pakula’nın 70’lerdeki stilini akla getiriyor.“Centilmen”, Rossellini modeline Pakula stilini yerleştiren birpolitik-gerilim olarak adlandırılabilir.

Filmin vizyontarihinden bir gün önce yazdığım eleştirisine şu linktenulaşabilirsiniz:

"Centilmen" eleştirisi içintıklayınız...

FİLMİN NOTU: 7.1

Künye:

Centilmen (The American)
Yönetmen: Anton Corbijn
Oyuncular:George Clooney, Violante Placido, İrina Björklund, Johan Neysen, PaoloBonacetti, Filippo Timi
Süre: 95 Dk.
Yapım Yılı: 2010


KEREMAKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

A-Takımı(The A-Team): 5.4
Adı Aşk Bu Eziyetin: 3.1
AjanSalt (Salt): 3.9
Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma(Twilight Legacy: Eclipse): 7
Anneler ve Kızları(Mother and Child): 4.1
B Planı (The Back-up Plan): 2.8
Başlangıç (Inception): 8.6
Büyükler(Grown ups): 3
Centilmen (The American): 7
CehennemMelekleri (The Expendables): 4.1
Çılgın Hırsız(Despicable Me): 6.8
Diriliş (After.life): 5.5
Gece ve Gündüz (Knight and Day): 5.5
Kapı(The Door/Die Tür): 4
Karate Kid (The Karate Kid): 2.4
Kediler ve Köpekler: Kitty Galore’un İntikamı (Cats& Dogs: Revenge of Kitty Galore): 5
OyuncakHikayesi 3 (Toy Story 3): 4
Ölümsüz (22Bullets/L’Immortel): 5.5
Pirana (Piranha 3D): 5.2
Predators: 3.3
Seni Uzaktan Sevmek (Going the Distance): 4.9
SihirbazınÇırağı (The Sorcerer’s Apprentice): 3.8
Son HavaBükücü (The Last Airbender): 2.5
Son Kahraman (JohnRabe): 3.7
Vahşet Sapağı (Snarveien): 2.6
Ustura(Machete): 6.5
Zolu Görev (Get him to the Greek): 5.2

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

keremakca@haberturk.com





 
 

Hava Durumu, İETT Otobüs Tarifesi, Deniz Otobüsü Tarifesi, Taksi Durakları
Önemli Telefonlar, Telefon Kodları ( şehirler ), Telefon Kodları ( ülkeler ), Para Birimleri, Futbol Takımları, Federasyonlar


WEBİNDEKS bir  Aygün Dış Tic. Ltd. Şti. markasıdır. ©2005-2010  mail: